*HUZUR VE GÜZELIK ISLAM'DADIR..*


Powered by Audici
Image Hosted by ImageShack.us

İnsan hürriyetini sınırlandırmak, insana bir sıkıntı ve azap değ


Bir balık, deniz içinde dilediği yöne gidebilir. Ama onun bu hürriyeti, deniz ile sınırlıdır. Ondan dışarı çıkması yasaklanmıştır. Karalar, ormanlar onun için yasak bölge. Tilkilerle, aslanlarla arkadaşlık etmesi, sanki, haram kılınmış. O, denizde yaşayacak ve ömrünü diğer balıklarla geçirecektir. Bu hürriyet kısıtlaması onun zararına değil faydasınadır.

İnsanın denizi de “helâl dairesi”dir. “Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” ( Sözler)

İnsan, bu daire içinde kalmak şartıyla, istediği gibi hareket edebilir, dilediği gibi safa sürebilir. Ama bu dairenin dışı, onun için cehennem tarlasıdır.

Buna göre, hürriyeti şöyle de tarif edebiliriz:

“Hürriyet, helâl ve haram dairelerinden dilediğini seçebilme yetkisi ve netice itibariyle de cennet ve cehennem yollarından istediğine girme serbestisidir.”

Kul, hür olmaz. Nasıl olsun ki, kölenin bile hürriyeti söz konusu değil. Kulluk ise, kölelikten çok daha ileri bir bağımlılık. Mutlak mânâda ve sınırsız bir hürriyete sahip olmadığımızı nefsimize iyice kabul ettirmek için şöyle bir düşünelim:

İnsanoğlu, eliyle işitip, gözüyle koku alıp, kulağıyla görebiliyor mu? Hayır.

Öte yandan, aklıyla hıfzedip, kalbiyle anlayıp, hafızasıyla sevebiliyor mu?Cevap; yine Hayır.

Demek ki, insan her organını ve duygusunu yerinde kullanmaya mecbur. Onu yaratan, organlarını yerli yerine koyan ve ruh âlemini akıl almaz bir şekilde tanzim eden, her duyguyu, her hissi ayrı vazifelerde çalıştıran biri var.

Bu organların ve duyguların önüne iki saha açılmış: Helâl ve haram meydanları. Ayağıyla dilediği yere gidip gözüyle istediği yöne bakabildiği gibi, aklını her sahada kullanabiliyor ve hafızasına, olur- olmaz, her şeyi doldurabiliyor.

Bu sermayelerden her biri insanın akıl ve vicdanına emrediyorlar ki: “Bizi dilediğin gibi yönlendiremezsin! Sen irade sıfatını doğru değerlendirmeli ve bizi yaratılış gayemizde kullanmalısın!”

İnsan iradesine tanınan bu hürriyet, bu serbesti, bu seçme hakkı, ne yazık ki, çoklarınca yanlış değerlendiriliyor.

İnsanoğlu, babasına, amirine, devletine karşı gelme hürriyetine sahip olmadığını çok iyi bildiği halde, nasıl oluyor da, Rabbine, Hâlikına, Mâlikine karşı kendini hür ve serbest sanabiliyor!?..

Asrımız alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi, hürriyet konusunda çok önemli bir noktaya şöyle parmak basıyor:

“Bazı sefih ve lâübaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar.” (Hutbe-i Şamiye)

Hür olduğunu, dilediği gibi hareket edebileceğini iddia eden bir insan, gerçekte nefsinin esareti altına girmiştir. Nefsi ona kötülüğü emreder; o da bu emre kayıtsız şartsız itaat eder. Bu esaret, rezil bir esarettir. Bir alimin hizmetine girmiş bir insanla, bir soygun şebekesinde çalışan bir başka insan ilk bakışta aynı noktada birleşirler: İkisi de emir altındadır. Ama birincisi büyük bir şereftir, sonu ilim ve irfana çıkar. Diğeri ise rezalettir; neticesi azap ve zindandır.

Alaaddin Başar (Prof.Dr.)

7/11/2009 | Kategori: MAKALE | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Helalden kazanmak için çalısmalı


Helalden kazanmak için çalışmalı
01.02.2009

Bir kimsenin, kendisinin ve çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını helalden kazanması, kimseye muhtaç kalmaması için çalışması, birçok nafile ibadetten daha sevabdır. Resulullah efendimiz, bir sabah, Eshabı ile konuşurken, kuvvetli bir genç, erkenden dükkanına doğru geçer. Orada bulunanlarda bazısı;
-Erkenden dünyalık kazanmaya gideceğine, buraya gelip birkaç şey öğrenseydi daha iyi olurdu, deyince, Resulullah efendimiz;
-Öyle söylemeyiniz! Eğer kimseye muhtaç olmamak ve ana, baba, çoluk çocuğunu da muhtaç etmemek için gidiyorsa, her adımı ibadettir. Eğer, herkese öğünmek, keyif sürmek niyyetinde ise, şeytanla beraberdir buyururlar.

Çalışmak, malı arttırır ise de, rızkı artırmaz. Çünkü rızık, mukadderdir yani herkesin rızkı takdir ve taksim edilmiştir. Rızık, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Böyle olmakla beraber, çalışmak lazımdır. Allahü teâlânın adet-i ilahiyyesi böyledir. Peygamber efendimiz; (Bir Müslüman, helal kazanıp, kimseye muhtaç olmaz ve komşularına, akrabasına yardım ederse, kıyamet günü, ayın ondördü gibi parlak, nurlu olacaktır) buyurmuştur.

Hazret-i Ömer buyurdu ki:
“Çalışınız, kazanınız, Allahü teâlâ rızkımı çalışmadan gönderir, demeyiniz! Allahü teâlâ, gökten para yağdırmaz.”

Hazret-i Lokman hakim, oğluna hitaben; “Çalış, kazan! Çalışmayıp, herkese muhtaç kalanların dini ve aklı noksan olur ve iyilik etmekten mahrum kalır ve herkesten hakaret görür” buyurmuştur.

Din büyüklerden bir zata;
-Özü sözü doğru olan tüccar mı, yoksa geceleri nafile namaz kılan, gündüzleri oruç tutan abid mi yüksektir, diye sual edilince, o zat;
-Emin olan tüccar daha kıymetlidir. Çünkü, şeytanla her saat cihad etmektedir. Şeytan, alışta, verişte, tartmada onu aldatmaya uğraşmakta, o ise Allahü teâlânın emrini, rızasını gözetmektedir, buyurur.

İmam-ı Evzai hazretleri, İbrahim Edhem hazretlerini sırtında odun taşırken görünce;
-Niçin bu kadar sıkıntı çekiyorsunuz? Kardeşleriniz, sizi hiçbir şeye muhtaç bırakmaz, der. İbrahim Edhem hazretleri;
-Öyle söyleme, hadis-i şerifte; (Helal kazanmak için sıkıntı çekenlere Cennet vacib olur) buyuruldu cevabını verir.

Mal müminin yardımcısıdır. Çalışmalı, helalden kazanmalıdır. Ahir zamanda insanlar, muhtaç kaldıkları zaman, dinlerini verip muhtaç oldukları şeyleri almakla karşı karşıya kalırlar. Bu sebeple, dini vermemek için çalışmalıdır. Hadis-i şerifte; (Elinin emeği, alnının teri ile ye, dinini satıp yeme!) buyuruldu.

Haramdan kazanılanı yemek, kalbi karartır ve hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyuruyor ki:
“Kalbin kararmasının dört alameti vardır: 1- İbadetin tadını duymaz. 2- Allah korkusu, hatırına gelmez. 3- Gördüklerinden ibret almaz. 4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlamaz, kavrayamaz.”

Ebu Süleyman-ı Darani hazretleri buyurdu ki:
“Helalden bir lokma az yemeyi, akşamdan sabaha kadar nafile namaz kılmaktan daha çok severim. Çünkü, mide dolu olunca, kalbe gaflet basar ve insan Rabbini unutur.”

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
“Bu dünya, ahiret yolcularının bir konak yeridir. İnsana burada yiyecek ve giyecek lazımdır. Bunlar ise çalışmadan ele geçmez. Her an mal kazanmak için uğraşan aldanmıştır. Hem ahiret için hazırlanmalı, hem de dünya ihtiyaçlarını kazanmalıdır. Fakat, bunları da, ahiret yolculuğunda lazım olduğunu düşünerek kazanmalıdır.”

Netice olarak her Müslüman, çalışmalı, helalden kazanmalı, aldığı her şeyi, helal mi, haram mı araştırmalıdır. Aldığı şeyde hakkı olanlara vermeyi, fakirlere, gariblere yardım etmeyi düşünmelidir. Çünkü insanların iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların kötüsü de, insanlara kötülük edendir. İnsan, kazandığına kanaat etmeli, Allahü teâlânın taksimine razı olmalıdır. Hadis-i şerifte; (Kanaat eden doyar) buyuruldu.

Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Yolumuzun esası üç şeydir: Helal yemek, ahlak ve amelde Resul aleyhisselama uymak ve her işi, yalnız Allah rızası için yapmaktır.”

 
Osman ünlü hoca

13/10/2009 | Kategori: MAKALE | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Ramazan Bayramı Hosgeldin‏

bayramzi0.png

Eski bayramları özlememek mümkün mü? Hele köyümde geçirdiğim o güzel bayramları...Bayram öncesi yapılan hazırlıkları,o tatlı telaşı unutmak mümkün mü? Daha önceki yazılarımdada bahsetmiştim.İneboluya bağlı Üçlüce köyünde doğdum. Çoçukluğum ve gençlik yıllarım İstanbul ile Üçlüce köyünde geçti.Babannemle dedem yaşlı oldukları için onların yanında biz kızlar kalırdık.Tek arkadaşım kuzenlerimdi.

Köyün büyükleri toplanmış,bayram günlerini köy köy ayırmışlardı.Birinci gün Yuvacık köyünün bayramı,ikinci gün Üçlüce köyünün bayramı,üçüncü gün ise Hayıroğlu köyünün bayramı.İlk gün bütün köylerden Yuvacık köyüne gidilirdi.Akraba olsun olmasın bütün evler gezilirdi.İkinci gün Üçlücenin bayram günü,aynı şekilde bütün köy ile bayramlaşılırdı.Üçüncü günü Hayıroğlu köyü gezilirdi.Ne kadar iyi düşünmüşlerdi,herkes hangi gün misafir ağırlayacağını bilirdi,ona göre hazırlıklar yapılırdı. Bu uygulama günümüzdede devam etmekte...

Biz birinci bayram gününü genelde bayram hazırlıkları yaparak geçirirdik.Çünkü ikinci günü Üçlücenin bayramı idi.Neler hazırlamazdıkki... Un helvası,baklava, gözleme, saçta börek,yaprak sarması... Bunları birinci gün hazırlar,ikinci bayram sabahı koşuşturmaca başlardı...

Hemen erkenden kalkılır,süt çorbası,et yemeği,patetes yemeği,bir,çeşit zeytinyağlı yemek,pilav,yöreye özgü mısır bulgurundan yapılan bulgur pilavı daha neler neler...

Misafirler saat onbirde gelmeye başlarlar.Çünkü gezip dolaşacakları koskaca bir köy var.Zaman yetmiyor.Her gelene sofra kurulur, yesin yemesin sofraya buyur edilirdi.Misafir ağırlamada yarış edilirdi.Gelen misafirlerle övünülür,yemekler,yenir çaylar içilirdi. Bu ikindiye kadar bu şekilde devam ederdi.Ayrıca köyün bayram yerinde pilavlar pişirilir,gelene gidene dağıtılırdı.İkindiden sonra misafir olmaz,bütün köylü bayram yerinde toplanırdı.Erkekler bayram yerinde,kadınlar harmanda.Kadınlar kendi aramızda çoçukluğumuzu yaşardık.Nasıl mı? Top oynardık. Size garip gelebilir genç yaşta evlenip çoluk çocuğa karışınca insanın içinde hep bir çoçukluk kalıyor.En çok yakan top ve is top oynardık. Erkekler sonra bize bayram yerinden bayram pilavı getiriller,pilavlarımızıda yerdik. Üzerimizde tatlı bir yorğunlukla evlerimize dönerken,yarın kaçta toplanıp Hayıroğlu köyüne gideceğimize karar verirdik.

Geldik üçüncü güne.Kadınlar toplanır Hayıroğlu köyünün yolunu tutardık.Annemin köyü.Ayrıca Halamın,kızkardeşimin gelin olduğu köy.Ev ev dolaşıp bayramlaşırdık. Erkekler ayrı gruplar oluşturup gezerlerdi. Kadınlar ayrı misafir odalarında,erkekler ayrı misafir odalarında ağırlanırdı.Sonunda bayram biter ama kadınlar için değil.Dördüncü günü, muhtar kimse onun evinde toplanılır eğlence düzenlenirdi. Bu kadar koşuşturmanın elbette bir mükafatı olacak. Erkekler kadınların eğlencesine karışmaz,kadınların buna hakkı olduğunu düşünürlerdi.Onlar işlerine güçlerine devam ederlerdi.Kadınlarsa günlerini gün ederler,oynarlardı, büyük ağaçlara salıncaklar kurarlardı,salıncak binerlerdi.İşte böyle geçti çocukluğumdaki bayramlar.Özlüyorum çok..Allah inşallah öyle bayramlar geçirmeyi bizlere nasip eder.Amin.


HOŞ GELDİN

Ey Ramazan bayramı hoşgeldin

İçimize mutluluk sevinç getirdin,

Eşi dostu hatırladık senin sayende,

Gidelim dedik yaşlıların elini öpmeğe,


Ümitliyim.Seni en güzel şekilde ağırlarız biz,

O güzel duygulara elbet kavuşuruz biz,

Kurumuş bak gönlümüz, solmuş bedenimiz,

Sevgiyle yeşerir elbet, o güzel kalbimiz.


Çoçuklar sevinçli sen geliyorsun diye,

Yaşlılar ümitli bakıyor,gülen gözlerle,

Bir telaşki sorma, aileler bayramlık derdinde,

İnşallah döneceğiz gene o eski günlere.


Büyüklerin ellerini öpelim bugün,

Hallerini hatırlarını soralım bugün,

Yaşlılık bizim içinde gelecek birgün,

Sonunda garip, garip kalmayalım o gün.


Kur'an okuyalım.Ölenlerimize edelim hediye,

Değer verelim hizmet edelim gelen misafire,

Elimizden geldiği kadar çoçuklara yapalım hediye,

Onlarda desinler büyüdüklerinde, o bayramlar nerde.


Ey Ramazan bayramı hoşgeldin, sefa geldin,

Bizlere neşe, mutluluk,sevinç getirdin,

İnşallah sana gereken değeri veririz,

Seneye seni gene inşallah misafir ederiz.


29 Eylül 2008 Emine Yılmaz Dereci
 

Emine Yılmaz Dereci

18/9/2009 | Kategori: MAKALE | Yorum (1) Yorum yaz! |

<Önceki Yazilar |