Helalden kazanmak için çalısmalı

Helalden kazanmak için çalışmalı
01.02.2009
-Erkenden dünyalık kazanmaya gideceğine, buraya gelip birkaç şey öğrenseydi daha iyi olurdu, deyince, Resulullah efendimiz;
-Öyle söylemeyiniz! Eğer kimseye muhtaç olmamak ve ana, baba, çoluk çocuğunu da muhtaç etmemek için gidiyorsa, her adımı ibadettir. Eğer, herkese öğünmek, keyif sürmek niyyetinde ise, şeytanla beraberdir buyururlar.
Çalışmak, malı arttırır ise de, rızkı artırmaz. Çünkü rızık, mukadderdir yani herkesin rızkı takdir ve taksim edilmiştir. Rızık, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Böyle olmakla beraber, çalışmak lazımdır. Allahü teâlânın adet-i ilahiyyesi böyledir. Peygamber efendimiz; (Bir Müslüman, helal kazanıp, kimseye muhtaç olmaz ve komşularına, akrabasına yardım ederse, kıyamet günü, ayın ondördü gibi parlak, nurlu olacaktır) buyurmuştur.
Hazret-i Ömer buyurdu ki:
“Çalışınız, kazanınız, Allahü teâlâ rızkımı çalışmadan gönderir, demeyiniz! Allahü teâlâ, gökten para yağdırmaz.”
Hazret-i Lokman hakim, oğluna hitaben; “Çalış, kazan! Çalışmayıp, herkese muhtaç kalanların dini ve aklı noksan olur ve iyilik etmekten mahrum kalır ve herkesten hakaret görür” buyurmuştur.
Din büyüklerden bir zata;
-Özü sözü doğru olan tüccar mı, yoksa geceleri nafile namaz kılan, gündüzleri oruç tutan abid mi yüksektir, diye sual edilince, o zat;
-Emin olan tüccar daha kıymetlidir. Çünkü, şeytanla her saat cihad etmektedir. Şeytan, alışta, verişte, tartmada onu aldatmaya uğraşmakta, o ise Allahü teâlânın emrini, rızasını gözetmektedir, buyurur.
İmam-ı Evzai hazretleri, İbrahim Edhem hazretlerini sırtında odun taşırken görünce;
-Niçin bu kadar sıkıntı çekiyorsunuz? Kardeşleriniz, sizi hiçbir şeye muhtaç bırakmaz, der. İbrahim Edhem hazretleri;
-Öyle söyleme, hadis-i şerifte; (Helal kazanmak için sıkıntı çekenlere Cennet vacib olur) buyuruldu cevabını verir.
Mal müminin yardımcısıdır. Çalışmalı, helalden kazanmalıdır. Ahir zamanda insanlar, muhtaç kaldıkları zaman, dinlerini verip muhtaç oldukları şeyleri almakla karşı karşıya kalırlar. Bu sebeple, dini vermemek için çalışmalıdır. Hadis-i şerifte; (Elinin emeği, alnının teri ile ye, dinini satıp yeme!) buyuruldu.
Haramdan kazanılanı yemek, kalbi karartır ve hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyuruyor ki:
“Kalbin kararmasının dört alameti vardır: 1- İbadetin tadını duymaz. 2- Allah korkusu, hatırına gelmez. 3- Gördüklerinden ibret almaz. 4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlamaz, kavrayamaz.”
Ebu Süleyman-ı Darani hazretleri buyurdu ki:
“Helalden bir lokma az yemeyi, akşamdan sabaha kadar nafile namaz kılmaktan daha çok severim. Çünkü, mide dolu olunca, kalbe gaflet basar ve insan Rabbini unutur.”
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
“Bu dünya, ahiret yolcularının bir konak yeridir. İnsana burada yiyecek ve giyecek lazımdır. Bunlar ise çalışmadan ele geçmez. Her an mal kazanmak için uğraşan aldanmıştır. Hem ahiret için hazırlanmalı, hem de dünya ihtiyaçlarını kazanmalıdır. Fakat, bunları da, ahiret yolculuğunda lazım olduğunu düşünerek kazanmalıdır.”
Netice olarak her Müslüman, çalışmalı, helalden kazanmalı, aldığı her şeyi, helal mi, haram mı araştırmalıdır. Aldığı şeyde hakkı olanlara vermeyi, fakirlere, gariblere yardım etmeyi düşünmelidir. Çünkü insanların iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların kötüsü de, insanlara kötülük edendir. İnsan, kazandığına kanaat etmeli, Allahü teâlânın taksimine razı olmalıdır. Hadis-i şerifte; (Kanaat eden doyar) buyuruldu.
Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Yolumuzun esası üç şeydir: Helal yemek, ahlak ve amelde Resul aleyhisselama uymak ve her işi, yalnız Allah rızası için yapmaktır.”

Osman ünlü hoca
13/10/2009 | Kategori: MAKALE | Yorum (0) Yorum yaz! | Kalici baglanti
Mazi, istikbalimize ısık tutan bir fenerdir.

İnsan ömrüyle alâkalı her şey, bir bir kopup, mazi dehlizinde kayboluyor. Arkadaşlar, hatıralar, saadetler, ıstıraplar, gençlik, servet, ilim… Hepsi, bu gidenler arasında…
Nihayet insan hayat yolunu bir baştan bir başa kat’ ediyor ve kabir denilen noktada dünya bitiyor.
Yolların bittiği noktada yeni bir yolculuk başlıyor.
Eski kalelerin yer altı noktaları olurmuş. Taşı kaldırıp girerlermiş. Uzun-kısa bir yolculuktan sonra, bir başka kaleye veya bir başka beldeye çıkarlarmış.
Dünya, kabir ve ahiret ayniyle bu!
Mazi, her şeyimizi yiyip yutarken efsunkâr bir şekilde bizimle alâkadardır. Nasıl ki, inşa edilmekte olan on katlı binanın her yapılan katı için, eskisi alt kattır; aynen böyle de mazi şu anımızın temeli, istikbalimizin mimarıdır.
Dinimize göre, mazimiz adına elimizde kalan tek şey, “tövbe”dir.
Etraflıca bir nefis muhasebesi yaptıktan sonra, iyiyi kötüyü ayırmak, bütün günahlarımız için tövbe etmek ve bütün iyilikleri lütfettiği için, Rabbimize şükür, şükür, şükür…
Tövbe, o kötülüğü bir daha yapmamaktır. Şükür ise dil ile olur, kalp ile olur. Bir de Allah’ı bilmek ve her yaratıkta O’nun Sâni sıfatını görmeye bağlıdır.
Buradan şu anlaşılıyor ki, İslamiyet, Müslüman isimli fazilet abideleri yetiştirir. Eğer bu, İslam beldelerinde az, gayrimüslim beldelerinde çok ise, ellerimizi dizlerimize vurup, feryadımızdan dünyayı ayağa kaldırmamız ve bir anda bomba gibi infilak edip, hemen aslımıza kavuşmamız gerekir.
Yoksa öz nefsimizin ve öz inancımızın katili olarak kendimizi takdim edebiliriz!
Süflî makam, çakıl taşları gibidir.
Basittir, boldur, herkes ona sahip olabilir. Hemen hemen ücreti yoktur. Fakat mazi ve istikbal nisbeti, hazır bir ceza gibi bekler.
Bir ömrü, yassı taşlarla oynayarak tüketenden, zayi ettiği mazinin hesabı sorulur.
Mazi, istikbalimize ışık tutan bir fenerdir.
Tarihi hakikatlere sırtımızı döndüğümüz gün, onu söndürmüşüz demektir. Bilhassa Türk-İslam tarihini iyi bilip, anlamayan kimselerin bu zulümat içinde gidecekleri yer neresi olabilir? Nur varken karanlığı seçenler, gözlerini inkâr ediyorlar demektir; bunun bir cezası yok mu?
Hem ceza bazen öyle müthiş geliyor ki, insan düşmanına uşak oluyor.
Peygamberimiz’i (sas) ve ashabını öğrenmemiz, yani Asr-ı Saadet’i anlamamız, İslamiyet’i anlamaya denktir!..
Zaman, bir uzunluk değil, belki bir atmosfer veya bir dairedir.
Cahiliye devrini tamamladığımıza göre Asr-ı Saadet’e gidiyoruz demektir. Böylece bir nokta geliyor ki, mazi, istikbal olmaya başlıyor. Zirveye göre dağın iki yüzü gibi…
Ve biz, yepyeni bir imanla “ashabımsı” bir hayat yaşayacağız. Böylece yurdumuz Kur’an hakikatlerine ayna olacak ve bu nur dünyayı aydınlatacak.
Çünkü, İNANIYORUZ!
10/10/2009 | Kategori: ISLAM | Yorum (0) Yorum yaz! | Kalici baglanti
Kıyamet Yaklaştı

Kıyamet Yaklaştı Ey Ehlibeyt! Ey Ehlibeyt’in sevdalıları! Vakit daraldı ve kıyamet yaklaştı! Hal böyle iken! Mazlumların ahı arşa yükselmekte! Firavunlar sarmış her yanımızı! İnananlar acı çekmekte! Kutlu erdemler kuşatılmış! Sonsuzluğa cehalet, aydınlık! Hemde medeniyet sayılmış! Ve küfrün ordusu tüm kinini akıtıyor! Amcam Hamza’nın ciğerini söküyor! Annem Fatıma’nın tesettürüne saldırıyor! Yıldızlar dökülüyor artık tek tek! Galaksiler birbirine giriyor! Evrenin dengesi bozulmuş! Kıyamet geliyorum diye haykırıyor! Ey Ehlibeyt! Ey Ehlibeyt’in sevdalıları! Vakit daraldı ve kıyamet yaklaştı! Hal böyle iken nedir bu gaflet! Gün artık birlik olma zamanı! Çağırıyor evladı Muhammed! Ey Ehlibeyt! Ey Ehlibeyt’in sevdalıları! Vakit daraldı ve kıyamet yaklaştı! |
Enes Muhammed KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR '' Hz.MUHAMMED (S.A.V.) ![]() |
3/10/2009 | Kategori: SIIR | Yorum (1) Yorum yaz! | Kalici baglanti
<Önceki Yazilar | Sonraki Yazilar>




