*HUZUR VE GÜZELIK ISLAM'DADIR..*


Powered by Audici
Image Hosted by ImageShack.us

sikayete hakkımız var mı?

Cenab-ı Allah insanları bu dünyaya gönderirken farklı nimetlere mazhar  kılarak göndermiştir.

Mesela; kimine fazla mal vermiş, kimine az. Kimini 
sağlam yaratmış kimini sakat; kimini hasta kimini sıhhatli yaratmış. Bütün 
bunlara rağmen ne fakir, ne sakat ve ne de hasta olan kimselerin hiçbir 
şekilde Cenab-ı Hakk’a şikâyet etmeye hakları yoktur. Bu meseledeki itiraz 

 ve şikayetin manasız olduğunu Bediuzzaman Said Nursi Hz.'leri Risale-i Nurda 
şöyle izah eder: Musibet ve hastalıklarda insanların üç cihetle Allah'a 
şikâyete hakları yoktur.

Birincisi Cenab-ı Hak insana giydirdiği vücut 
elbisesini sanatına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış, o vücut 
elbisesini o model üstünde keser, biçer, değiştirir, muhtelif 
isimlerinin(Esma ül Hüsna) cilvelerini gösterir.
 Nasıl ki, maharetli bir sanatkâr kıymetli bir elbiseyi, nakışlı güzel bir 
surette yapmak için bir miskin adamı layık olduğu bir ücrete karşılık model 
yaparak, kendi sanat ve maharetini göstermek için o elbiseyi o miskin adam 
üstünde biçer, keser, uzatır.
 O adamı oturtur, kaldırır, çeşitli vaziyetler verir. Şu miskin adamın hiçbir 
hakkı var mı ki o sanatkara desin, “Beni güzelleştiren bu elbiseye neden 
ilişip, değiştirip bozuyorsun ve beni kaldırıp oturtup meşakkatle benim 
rahatımı bozuyorsun?...
 Aynen öyle de Cenab-ı Hak her bir nevi mevcudatın mahiyetini birer model 
yapıp ve isimlerinin nakışlarıyla sanatının mükemmelliğini göstermek için 
her bir şeye özellikle hayat sahiplerine duygularla donatılmış bir vücut 
elbisesini giydirerek; üstünde kaza ve kader kalemiyle nakışlar yapar. Her 
bir varlığa dahi ona layık bir tarzda ücret olarak bir kemal, bir lezzet, 
bir feyz veriyor.

 Mülkünde istediği gibi tasarruf eden Cenab-ı Hakka karşı 
hiçbir şeyin hakkı var mıdır ki desin: “Bana zahmet veriyorsun, benim 
istirahatımı bozuyorsun”, hâşâ.
 Evet, mevcudatın hiçbir cihetle Cenab-ı Hakka karşı hakları yoktur. Ve hak 
dava edemezler.

 Hakları daima şükür ve hamd ile verdiği vücut mertebelerinin 
hakkını eda etmektir. Mesela: Madenler diyemez niçin bitki olmadık? Şikayet 
edemezler, belki madeni bir vücuda sahip oldukları için hakları Cenab-ı 
Hakka şükrandır.

Bitkiler ne için hayvan olmadım diye şikayet edemez. Belki 
vücutla beraber hayata mazhar olduğu için hakkı şükrandır. Hayvan ise niçin 
insan olmadım diye şikâyet edemez. Belki hayat ve vücut ile beraber 
kıymettar bir ruh cevheri ona verildiği için onun üstündeki hakkı şükrandır 
ve hakeza kıyas et.

 Ey şikayet eden insan! Sen yok olmadın vücut nimetini giydin, hayatı tattın. 
Cansız kalmadın, hayvan olmadın, İslamiyet nimetini buldun, dalalette 
kalmadın sıhhat ve selamet nimetini gördün ve hakeza …

 Ey nankör! Daha sen

 nerede hak kazanıyorsun ki, Cenab-ı Hakkın sana verdiği her şeyiyle nimet 
olan vücut mertebelerine karşılık şükretmeyerek ve layık olmadığın yüksek 
nimetlerin sana verilmediğinden gereksiz bir hırsla Cenab-ı Haktan şikayet 
ediyorsun ve nimetlere hürmetsizlik ediyorsun?..

Acaba bir adam minare 
başına çıkmak gibi yüksek bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her 
basamakta büyük bir nimet görsün de; sonra o nimetleri verene şükretmesin ve 
desin “NE İÇİN O MİNAREDEN DAHA YÜKSEĞİNE ÇIKAMADIM” diye şikayet ederek 
ağlayıp sızlasın.

Ne kadar haksızlık eder ve ne derece nimetlere saygısızlık 
etmiş olur, akılsızlar dahi anlar.
 İkincisi: Hayat musibetlerle, hastalıklarla anlam kazanır, kemal bulur, 
kuvvet bulur, terakki eder, netice verir. Sabit, monoton ve istirahat 
döşeğinde geçen hayatın bir anlamı olmaz Üçüncüsü: Şu dünya imtihan yeridir, 
hizmet yeridir, lezzet ve mükâfat yeri değildir. Madem hizmet yeridir, 
ibadet yeridir, hastalıklar ve musibetler dini olmamak ve sabretmek şartıyla 
o hizmete ve kulluğa muvafık oluyor, kuvvet veriyor. Hastalık ve 
musibetlerin her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçtiğinden şikayet değil 
şükretmek gerektir.
 Ömür sermayedir gidiyor, meyvesi bulunmazsa zayi oluyor. Hem rahat ve 
gafletle olsa pek çabuk gidiyor. Hastalık senin o ömür sermayeni büyük 
kârlarla meyvelendiriyor; ta meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte 
ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu atasözü dillere destandır ki; 
“Musibet zamanı uzun olur, safa zamanı pek kısa oluyor.” Hastalık veya 
musibetle geçen bir ömür Allah'tan şikayet etmemek şartı ile mümin için 
ibadet sayıldığına dair rivayetler vardır. Hatta bazı sabredip şükreden 
hastaların bir dakikalık hastalığı bir saat ibadet hükmüne geçtiği sahih 
rivayetler ve keşiflerle sabittir.
 Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip sana uzun ömrü kazandıran 
hastalıktan şikayet etme, şükret.

 Şikâyet bir haktan gelir. Senin bir hakkın 
kaybolmamış ki şikayet ediyorsun. Belki senin üstünde hak olan çok şükürler 
var yapmadın.

Cenab-ı Hakkın(şükürle) hakkını vermeden haksız bir surette 
hak istiyorsun gibi şekva ediyorsun. Belki sen kendinden sıhhat noktasında 
aşağı derecelerde bulunan biçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin. 
Senin elin kırık ise; kesilmiş ellere bak! Bir gözün yoksa iki gözü olmayan 
âmâlara bak.

 Allah'a şükret. Evet, nimette kendinden daha iyi olanlara bakıp 
şikayet etmeye kimsenin hakkı yoktur. Ve musibette herkesin üzerine düşen 
kendinden daha fazla musibete uğramış olanlara bakıp, şükretmektir..  Nimetin 
hakkının verildiği, şükürle geçen bir ömür temennisi ile…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

26/5/2009 | Kategori: ISLAM | Yorum (0) Yorum yaz!
| Arkadasina Gönder


Önceki Sayfa | : | Sonraki Sayfa