Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,


Mağluplar Daima Galipleri Taklit Eder
(İbn Hâldûn )


Eğer efendimiz(s.a.v) kabrinden kalkıp gelebilseydi, sanırım günümüzde, Ben Müslüman’ım! Diyen birçok insanı İslâm’a davet ederdi…
 Sahabeden Hz. Muaz(r.a)’ın naklettiği bir Hadis-i Şerifte Efendimiz;
“Bir gün gelecek bidatlere sünnet diye sarılacaklar. Sünnetleri bidat diye terk edecekler.
 Biri çıkıp da “Ey Müslümanlar! Şu işlediğiniz bidattir diyerek o konuda gerçek sünnete çağıracak olsa, insanlar onu bidatçi diye taşlayacak.”
Müslümanlar İslâm’ı kimden öğrenmişlerse onun İslam anlayışını tevarüs ediyorlar.
 Bugün İslam anlayışının rengi gerçek İslam’ın rengine uymuyor. Siyah ve beyaz dururken gri tonları öğretildi bize.
 Bilgisi bulanık olan birisinin, eylemi duru olamaz. Köklü din eğitimi olmayan Müslümanların birçoğunun bildiği, din adına bir takım bulanık bilgiler.
Müslümanlar camideki “saf düzeni” yerine “piramitsel” bir sisteme inandılar. İmamın arkasında düzgün dizilip teslimiyet gösterme yerine, kuvvetli olan zayıfın omuzlarına çıkıp firavunun piramitleri gibi yükselmeyi seçtiler. Ahlâklanma yerine dünyevîleşmeyi seçtiler.
Bu gün Müslümanların hayallerini “İktidar ve güç” süslemektedir.
Hem Sultanlık ve hem de Nebiliği, ikisini de temsil eden Süleyman Peygambere baksalar; âdil iktidar adaletli sultan ne demek anlayacaklar.
Hâlbuki Hz. Muhammed(as)ın karşısına gelen birisi, Efendimizin manevî heybetinden korkmuş tir tir titriyordu, Rasülüllah ona: “Ne titriyorsun be adam! Ben kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum, kral falan değilim” demişti, biz böyle bir peygamberin ümmetiyiz.

Müslüman’ın din anlayışı; Âsiye’ye değil Firavunun din anlayışına, (İbrahim’in sancısına değil Nemrutun kamçısına özenen bir din anlayışına benziyor. İnsanların, bir parça Müslüman, bir parça gayri Müslim olduğu bir inanç ortamındayız.
Müslümanlar dünyayı yeni keşfettiler.
Tıpkı küçük çocuğun parayı keşfetmesi gibi. Parayla her şeyin yapıldığını, birçok şeker alındığını öğrenmesi gibi. Uhut’ta okçuların, ganimetlerin sahipsiz kaldığını görünce üzerine abandıkları gibi, bizimkiler de dünyayı keşfedince üzerine abandılar.
Okçular mevzilerini siperlerini terk ettiler, elbette sonuçta savaşı kaybettikleri için ganimetleri de alamadılar.
 Hepsinden kötüsü kendilerini kaybettiler. İbrahim Ethem’in dediği gibi;

Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,
Din de gitti dünya da gitti elimizden.

Kişinin eylemi bilgisini aşamaz, bilgisi bilincini aşamaz, bilinci tasavvurunu aşamaz, tasavvuru inancını aşamaz, eğer tasavvur bulanıksa eylem nasıl duru olabilir?
 Biz, ülkesini işgal eden orduya mensup subayın, postalını öpen sömürge çocuğu gibi davranıyoruz. Şahsiyeti imaja feda ettik, imajla yetiniyoruz. İnsan olmadan Müslüman olmanın yollarını arıyoruz.
Ortada şahsiyet yokken şahsiyetsiz kadrolar oluşturuyoruz.
Daima düşmanımızı taklit ediyoruz. İbni Haldûn: “Mağluplar daima galipleri taklit eder” diyor, biz mağluplar gibi davranıyoruz

alıntı

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !